| Serap's profilefiruze'nin space'i...BlogListsGuestbook | Help |
|
9/29/2006 MUTLULUĞUN resmi ...Hayatın yollarında bin kez karşılaşsan bile
Ne sen onu tanırsın ? Ne de o sana selam verir... Mutluluğu tanıyacaksın Kim bilir; Terasta büyüyen çam ağacıdır Belki de Sokağın köşesinde boy atan bir akasyadır Terasta çam yoksa, Sokakta akasya salınmıyorsa, Caddede yürüyen bir gençtir, yaşlıdır ... Bunlarda yoksa, görünmüyorsa Sokağa bak; oynayan çocuk yok mu? Varsa adı mutluluktur Ya yoksa! O zaman belki de bir kedidir, kuştur, Hastane önünde bir umuttur, nefestir Mutluluk...
MUTLULUK: Uğraşmak mı güzelliklerle, sevgiyle? Elimizdekilerin kıymetini bilip kimseye muhtaç olamamak belki de! Çiçeklerle söyleşmek, günün yorgunluğunun ardına bir bardak soğuk suyu içip deliksiz uyku çekebilmek mi? Kim bilir bazen de kendinizi kendi dizlerinize yatırıp kendiniz için ağlayabilmek mi mutluluk? Birazda çocukça yaşamak mı dersiniz? Kimseden bir şey beklemeden, elimizdekilerle yetinip kendimize yetebilmek mi? Hele bir de, içinizde söyleşebileceğiniz uzak mesafeli, tanımsız bir AŞK varsa yüreğinizde! Açın sevdiğiniz bir müziği. Sıcak bir Temmuz gününde fırtınalar esmekte bakın içinizde. Mutlusunuz... Bir fincan kahve yapın kendiniz için. Yada bir bardak buz gibi limonata. Keyifle yudumlayın. Sağlığınızda yerinde. Yaşıyorsunuz bakın ne güzel...
9/22/2006 yine bir 22 eylul...Doğum günü yeni başlayan bir hayatın müjdesidir Emekleyen bir bebeğin gülüşü,bir haylazın sırtarışıdır Ergenliğin ilk basamağı,evliliğin ilk yıllarıdır Bazen kahkahalarla bazen göz yaşlarıyla kutlanandır Evlat sahibi olmanın gururu,eşini kaybetmenin yalnızlığıdır Doğum günü bazen de mezar taşında yazan bir tarihtir... ....."Çocukken ayaklarımız önde koşardı, 9/16/2006 sevdim...
Ben seni
Rutubeti emen tozlu arşivlerin sarı yapraklarında suretli aşklar gibi değil, Hüznü yunmuş umudu temize çeken Ak sayfanın esasında sevdim… Ben seni İnfazı yargısız tutuklu yüreklerin puslu sevdalarında kurşini aşklar gibi değil, Maviye doymuş özgürlüğün göğsüne uzanan Pak ruhun esaretinde sevdim… Ben seni Ar-ı gitmiş Şehvet bedenlerin siyah arzularında Kirli aşklar gibi değil, Nefsi bilmiş Masumiyetin tenine teslim Saf suyun doyumunda sevdim.. Canım Diğer yarım Ben seni Özümden Sevdim… üç nokta ...... üç noktayı susmak mı zannettiniz siz? üç nokta, çok şey anlatılmak istenen ve anlatılan her bir noktanın zerreleri adedince birer nokta daha anlatılamayan, anlaşılamayan; insanın kendine de anlatamadığı, dinletemediği üç nokta, araları bin yıllık mesafe pergelin iğneli ayağı bir nokta yüreğimizde; diğer ayağı, sabit kalemle konulmuş diğer noktalar arasında gidip gelmekte tekrar aynı noktaya dönmekte üç noktayı susmak mı zannettiniz siz? üç nokta, söz geçirememek yüreğe, zincirlemeye çalışmak nefsi; günahtan kaçmak, günaha batmak üç nokta merhamet; sizin alınganlığınız, benim kırılganlığım olumsuzluk eklerinin yanlış okutulması üç nokta, tereddüt kimi zaman, pervasızlık çoğu zaman üç nokta imkânsızlık, araları muamma üç noktayı susmak mı zannettiniz siz? üç nokta, yüreği dinlemek ara sıra, konuşmaktan men etmek sık sık sevdayı çiçek gibi değil bir kurşun gibi taşımak; çiçek gibi taşıyamayacak olmak üç nokta, İstanbul’u taşıyamamak, altında kalmak kâinatın yardım dilemek bir dosttan ve yine kendimize ihânetimizden ve de dostluğa, ağırlaştırmak yüreğimizde dostluğu çaresizce üç noktayı susmak mı zannettiniz siz? üç nokta, konuşmak, hiç susmadan konuşmak kendi kendine bir cinnet üç nokta. aklını sakınmak delirmekten, deliliğini korumak aklından ve şimdi üç nokta ağlamak bir Kur’an kıraatinde günahkârlığına ve de günahsızlığına; olmayan çârelerine, var olan çâresizliğine üç noktayı susmak mı zannettiniz siz? üç nokta, mahkum olmak mesafelere; boyun eğmek nâfileye üç nokta, çâresiz çığlıklarla uyanmak rüyadan; açılmayan kapıları yumruklamak üç noktayı susmak mı zannettiniz siz? üç nokta bilmek yanlışlığı ve devam etmeyi istemek yanılmaya üç nokta yaşamak başka hayatlar için; yaşamaya mahkûm olmak diğerlerinin hayatını ve öldürmek kendininkini... 9/10/2006 Kırgın yalnızlıkların kuytu köşelerinde...Kırgın yalnızlıkların kuytu köşelerinde
Bir ıslık çalıp geç hayata, korkmamak adına...
Hayatın en ince kopma noktasında,
Tutunamamanın çaresizliği ellerinde...
Hayatın ritmini kaçırmanın acısı,
Ölçüsüz ve ahenksiz mısralar ortasında...
Kazanmışlarla kaybedenlerin arasında
Yaşanmamışlardan bir duvar örer zaman
Gözyaşlarının, yıkılmışlıkların yıkamadığı...
Yine de, bütün yorgunlukları atıp omzundan
Kırgın yalnızlıkların kuytu köşelerinde
Bir ıslık çalıp geç hayata, korkmamak adına...
Senin sen olmana tahammülü olmasa da kimsenin,
Bağımlılık yaratan mihnetin ellerindeyse yüreğin,
Korkakları dinlemeden geç karanlıkları!
“Kendin” olma savaşının yaraları yüreğinde
Kırgın yalnızlıkların kuytu köşelerinde
Bir ıslık çalıp geç hayata, korkmamak adına... 9/1/2006 ...korkuyorum anne kırılmaktan korkuyorum yeni baştan sevip yeni baştan silmekten korkuyorum her yenilikte yinelenmekten yenilmekten korkuyorum sormuyorum hiç değişmek zorunda mısın değişiyorum öylesine her yeniden yeni bir beden her yeni yaşamdan yeni bir yaşam doğuruyorum korkuyorum anne senin gibi olamamaktan korkuyorum sormuyorlar hiç içindeki ses ne söyler duymuyorlar anne içimde yırtınıyor lal kaç zamanın sürgünü uzayıp dolanınca boynuma düşünüyorum düşlüyorum yine de bulamıyorum çocukken ellerim nasıldı eziliyorum eksiliyorum anne kendimden eksiliyorum bilmiyorum çocukken yüzüm nasıldı sancıdıkça devriliyorum acıdıkça devleşiyorum ölmüyorum anne ölemiyorum bir rüzgar esiyor ben sadece savruluyorum yine de kimseye kızamıyorum sormuyorum anne mutluluğu sormuyorum güneş yandıkça taçlarımda utanıyor, kızarıyorum yine de kurumuyorum yineliyorum doğuruyorum anne bir tek ömürden bin ömür doğuruyorum çoğalıyorum anne hiç hatırlamıyorum çocukken kaç kez dövüldüm kaç kez bölündüm babam düşünce aklıma anne kocaman oluyorum beni sevdin mi baba hiç sormuyorum "Yaz yorgunluğunda ürkektir daima gelincik… Bu yüzden taçlarını en narin yelden bile sakınır." |
|
|