| Serap's profilefiruze'nin space'i...BlogListsGuestbook | Help |
|
8/31/2007 I Know What It Is To Be Young THE SEA INSIDE "Icimdeki Deniz" filminden..Cok buyuleyici, etkileyici, seyrederken mantigini dusunduren,mantigini dusunurken kalbi yoran,kalbi yorarken mukemmel cekilmis ve gidisata uymus sahnelerle bir daha etkileyen, aslinda bunlarin hepsinin yani izleme suresince hissedilen her seyin birbiriyle cok basarili bir etkilesim icerisinde ortaya konmasinin guzelliginde en onemli noktayi olusturdugunu dusundugum film..
Denize dalis sirasinda kafasinin bir kayaya carpmasi sonucunda boynundan asagisi tum bedeni felc olan ve sadece kafasini kipirdatabilen, tam 30 yil bu sekilde yasamis Ramón Sampedro'nun øldurulmek icin mahkemeye basvurmasi konu edinilir. Gercek hayattan alinmis bu hikayede Ramon ølme hakkini kullanmak icin avukati araciligiyla kampanya duzenler. Kendi kendini ølduremeyecek derecede felc oldugu icin tanidiklarindan kendisine bu konuda yardimci olmasini ister. Tek istegi; mahkum oldugu cekilmez hayattan kurtulmaktir.
Sevgi dolu kisiligi ve felsefi derinligiyle iki kadini derinden etkiler ve kendisine buyuk askla baglanirlar. Kadinlardan biri avukatidir (Julia), digeri ise kendisini hayatin herseye ragmen yasamaya deger oldugunu ikna etmeye calisan cevreden kasabali bir kadindir (Rosa). Ramon her ikisini de, yillardir arzuladigi ølumunde kendisine yardimci olmalari icin ikna etmeye calisir. Izlemeyenler icin filmin geri kalan kismi sakli kalsin. Film olaganustu etkileyici bir senaryoya sahip. Konusmalar son derece derinlikli. Duygusalligin sinirlarini zorlayici, izleyeni zaman zaman dusunduren, huzunlendiren hatta gozyaslarina neden olan olaylar ve diyaloglara sahip. Bir ørnek vermek isterim: Ramon guleryuzlu bir insandir. Øyle ki yuzu surekli gulumser durumdadir. Julia'nin dikkatini ceker bu durum ve sorar: "Hayata bu denli guleryuzlu bakan bir insan ølmeyi nicin ister? Ølmek isteyecek kadar køtu bir durumda oldugun halde nasil bu kadar guleryuzlu olabiliyorsun?" Ramon'un cevabi bir kitap degerindedir: -Bana yardim ederek fedakarlik eden yakinlarimi ve cevremdekileri uzmemek, kendimi acindirmamak icin kendime bir yol buldum; "Gulumseyerek aglamayi ogrendim..." 8/23/2007 Enformatik Cehalet - Nabi Avci4 Ekim 1957 tarihinde Sovyetler Birliği, uzaya Sputnik uydusunu gönderdiklerinde, belki de amaçlarından farklı bir iş yaptıklarının farkında değillerdi. Tarihçiler ve sosyal bilimciler bu tarihi “Enformasyon Çağı”nın başlangıcı olarak alırlar. Sovyetler’in bu girişimine Amerikalılar başka bir şekilde karşılık verdi. Dünyanın bütün bölgelerindeki Amerikan birliklerini birbirine bağlayacak bir ağ olan ARPANET’i (Advanced Research Projecct Agency) kurdular. Bu iki buluş şu an dünyayı şekillendiren en önemli iki araç. Her ikisi de iletişim aracı. Uydular, haberleşmenin dinamosu durumunda. Televizyon ve radyo yayınları ile telefonla haberleşme olanakları uydular vasıtasıyla gerçekleşiyor. İnternet ise varlığını ARPANET’e borçlu. Daha şimdiden hayatımızın vazgeçilmezi arasına girdi bile. İki düşman tarafından birbirlerine karşı kullanılmak için geliştirilen her iki araç, ne gariptir ki şu an aynı amaçlar için kullanılıyorlar. Enformasyon taşıyıcısı olarak.... “Enformatik Cehalet”te Nabi Avcı, işte bu süreci; yani zıt kutuplarda geliştirilen iki aracın nasıl ortak bir noktada buluşturulduğunu ve bu iki araca ne gibi görevler yüklendiğini anlatıyor. Kitle kültüründen başlıyor işe. Televizyon ve felsefenin neden hiç uyuşamaz iki kavram olduğunun sebeplerini açıklıyor. Başından geçen bir olayı anlatmadan edemiyor. “Anadolu Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen eğitim ön lisans programı çerçevesinde ‘Düşünce ve Uygarlık Tarihi’ dersi için bir dizi televizyon programı çekmemiz gerekmişti. Çekimler sırasında, dersin ‘Uygarlık Tarihi’ bölümünde pek zorlanmadık. Zira, ‘Uygarlık Tarihi’ ekrana getirebileceğimiz nitelikte sonsuz sayıda görsel malzeme ile ağzına kadar doluydu. Ancak, iş gelip de Düşünce Tarihi’nin nisbeten soyut konularına dayanınca, televizyoncu arkadaşlarımızı hafakanlar basıyordu. Düşünce tarihinin ana malzemesi dil olduğu için, bu kavramları televizyonun görüntü diline tercüme etmek her zaman mümkün olmuyordu. İşte bu sıkıntılı durumda, ister istemez, meşhur ‘Konuşan Kafa’ tekniğine sığınıyorduk.” Yazar “Enformasyon Toplumu”nu anlatırken “Sanayi Toplumu” kavramından hareket ediyor. “Günümüzdeki ‘Enformasyon Toplumu’ tartışmaları büyük ölçüde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaygınlaşan Sanayi Toplumu tartışmalarının, yeni teknolojik gelişmelere uyarlanmış biçimi olarak görülebilir.” Teknoloji ile insani değerler arasında olumsuz bir ilişki olduğunu da şu cümleyle savunuyor. “Sanayileşmenin, bir yandan eşitlik beklentilerini körüklerken, bir yandan da gittikçe karmaşıklaşan hiyerarşik yapılanmalara yol açtığı-ister toplumsal eşitsizlik, ister anomi, isterse yabancılaşma kavramlarıyla ifade edilsin- artık herkes tarafından açıkça görülmeye başlanmıştır.” Avcı, Enformatik Cehalet ile gazeteler, dergiler, kitaplar, televizyon ve radyo, nihayet bilgisayar arasındaki ilişkiyi anlatırken bir şeyin altını özellikle çiziyor. Enformasyon ve bilgi aynı şey değildir. Enformasyonun bize hiçbir şey vermeyeceğini savunuyor. Enformasyonun kurgulanmış sözcükler toplamı olduğunu belirtiyor. “Sizden istenen şey, kullandığınız makinalar gibi, özel bir mantık çerçevesinde, sıkı sıkıya tanımlanmış bir hedefe doğru, sapmadan yürümenizdir.” İşte bu enformasyondur yazara göre. Siz onun kölesi olursunuz. Ama bilgi öyle değildir. O sizin kölenizdir. Bu bağlamda yazar, bilginin tek taşıyıcısının kitap olduğunu savunuyor. Diğerleri de enformasyonun taşıyıcısıdırlar ona göre. Kitabın son bölümünde ekler kısmı yer alıyor. Yer alan yazılar ise şunlar. İletişim Devrimi Üzerine, Yeni Enformasyon Düzeni, İletişim ve Üçüncü Dünya Ülkeleri, Ekranların Arkasında Kimler Var, Marshall Mcluhan Üzerine, Çağdaşlaşma Sürecinde İletişimin İletişimin İşlevi, Kabaran Düş Kırıklıklarının Yolaçtığı Yeni Devrim, Beklenti/Gerçekleşme Oranı, Kitle İletişim Araçları Neden ve Nasıl Yayıldı, Üretim Kapasitesi, Kitle İletişimi ve Sosyal Demokrasi, Kısır Döngüden Büyüme Döngüsüne, Gelecek, Ve Bir Konuşma: Enformasyon Toplumu ve Enformatik Cehalet. Kitabın bir yerinde ise Huxley’in şu sözü geçiyor: “Gazete okumak, radyo dinlemek psikolojik tiryakiliktir. Zehir, tütün, alkol tiryakileri gibi bu tiryakiler de ancak gönüllü bir çaba ile bu durumdan kurtulabilirler. Kişiler, cinayet ve boşanmaları okumaya, resimli romanlara göz gezdirmeye, ya da radyo oyunları ve dans muziği dinlemeye boyun eğdikçe, bu alışkanlık doğuran dürtülerle birlikte, gelen propagandanın etkisinde kalmayı da göze almalıdırlar.” |
|
|