| Serap's profilefiruze'nin space'i...BlogListsGuestbook | Help |
|
2/13/2008 Dido - Take My Hand ve The Lake House fragmani ile birlikte...Touch my skin,and tell me what you’re thinking
Take my hand and show me where we’re going Lie down next to me, look into my eyes and tell me, oh tell me what you’re seeing So sit on top of the world and tell me how you’re feeling What you feel now is what I feel for you Take my hand and if I’m lying to you I’ll always be alone If I’m lying to you See my eyes, they carry your reflection Watch my lips and hear the words I’m telling you Give your trust to me and look into my heart and show me, show me what you’re doing So sit on top of the world and tell me how you’re feeling What you feel now is what I feel for you Take my hand and if I’m lying to you I’ll always be alone If I’m lying to you Take your time, if I’m lying to you I know you’ll find that you believe me You believe me Feel the sun on your face and tell me what you’re thinking Catch the snow on your tongue and show me how it tastes Take my hand and if I’m lying to you I’ll always be alone If I’m lying to you Take your time, if I’m lying to you I know you’ll find that you believe me You believe me ![]() 2006 Yapım Romantik bir Film, Arşive ekleme zamanı...
Sizde bir Pazar günü bunaldıysanız, evde olmanızın keyfini çıkarmak adına bir sinema seyretmenizi tavsiye ederim. Biraz okumaya ara verme zamanı...
Size bu yüzden güzel bir film öneriyorum. Seyrettiyseniz de bir kez daha seyredebilirsiniz... Filmin adı : THE LAKE HOUSE. Filmin başrol oyuncuları: Keanu REEVES, Sandra BULLOCK. Film, bayan bir doktor ile bir mimar arasında geçen bir aşk hikayesini anlatmaktadır. Ama bildiğimiz aşk hikayelerinden farklı bir hikaye. Konusu: " Hayatında bir değişiklik yapma vaktinin geldiğini hisseden Dr. Kate Forster (SANDRA BULLOCK) stajını tamamladığı yerel İllinois hastanesinden ayrılarak hasta trafiğinin yoğun olduğu Chicago`da bir hastanede çalışmayı kabul eder. Geride bırakmaktan üzüntü duyduğu tek şey kiralamış olduğu güzel evdir. Kate şehre doğru yola çıkmadan önce evin bir sonraki sakini için posta kutusuna bir not bırakır. Bu notta kendisine gelen mektuplar için yeni adresini bırakır ve kapının üzerindeki gizemli pati izlerinin kendisi taşınırken de orada olduğunu açıklar. Evin yeni kiracısı Alex eve geldiğinde ise hiçbir yerde pati izinden eser yoktur. Kate ve Alex göl evinin posta kutusu aracılığıyla yazışmayı sürdürürken, inanılmaz ve imkansız bir şekilde iki ayrı yılda yaşadıklarını görürler. “ Film hayata gerçekçi bakanlar için çok çekici gelmeyebilir. Aşkın imkansızlığına inananlar bu filmi mutlaka seyretmeliler. Hoş bende aşka inanmayan biri olarak çok fikirlerim değişmedi diyemem ama !
Bu ara sınavlarım için okuduğum felsefive psikolojik metinler arasında bu filmi seyretmek iyi bir mola oldu benim için. Sizlere de iyi gelecektir. İyi bir film bazen okuduğunuz kaliteli kitaplar kadar önemlidir. Kitaplarda okuduklarınızın fenomenleşmiş şeklini sinemada görmek insana başka bir zevk de verebiliyor. Ne diyordum filmden bahsediyordum. Tabi ki filmin sonucunu açıklamayacağım. Filme dair bir betimleme yaparsak, film fantastik bir aşk filmi. Birazcık felsefe yapmama izin verirseniz, Antik Yunan Felsefesine baktığımızda göreceğiz ki, Aşk insanın ‘iyi’yi daima ve kendi bünyesine özümseme arzusu olarak ölümlü bir doğanın doğurma yoluyla gerçekleştirdiği ölümsüz olma arzusu olarak tanımlanır. Bu tanım, Aristoteles’in görüşlerinde de vardır. Bu yüzden aşk, akıldışıdır. Onun bu ne`liği, ister istemez aşkı fantastik yapıyor. Bu yüzden Leyla ve Mecnun ve diğerleri var. Ama Batılılar bizden her konuda olduğu gibi bir adım önde. Çünkü, onlar kayıp giden zamanlara bizim kadar uzaktan bakmıyorlar. Hiçbir hikayeyi yarım bırakmak istemiyorlar. Pişmanlıklarla geçmiyor zamanları. Geçenlerde felsefeci bir arkadaş şöyle diyordu: “ Biz doğulular bir şeyin kıymetini kaybettikten sonra anlıyoruz. ” bildiğimiz bir cümle, ama altını çizmek istediğim nokta “BİZ DOĞULULAR” kısmıydı. Evet biz Doğulular aşkı fantastik yaşamayı daha çok seviyoruz. O yüzden öteki alemde kavuşacağımız aşklara daha çok sahip çıkıyoruz. Batılılar ise, bir zamanlar kaybettikleri fantastik duyguları yeniden kazanmak için sinemalar yapıyor , kitaplar yazıyor. Hatta üniversitelerinde “Aşk”ın kürsüsünü kuruyorlar. Ama onların fantastik perspektifleri realizmle son buluyor. Bu da onları yaşadıkları ana geri getiriyor. İşte bu filmde tam da bu felsefeyi bulabilirsiniz. Fantastik duygularla başlayan bir aşkın realizme nasıl dönüştüğünü izleyeceksiniz. Pişmanlık yerine sahip çıkmak istediklerimiz ile fantastik duygularla yaşamanın yanında realizmin o kadar soğuk olmadığını hissettiren güzel bir film. Aşktan vazgeçmeyen ama imkansızlığına inanan "bayan doktor" , şöyle diyor en son yazdığı mektupta : “ ...zamanın durduğu anda bir düştü... ...sahip olduğum hayatı yaşamalıyım. Lütfen artık bana yazma. Bırak gitmeliyim...” Bir doktordan da aşka dair incelik beklememek gerek galiba :) Bu da benim yorumum :) Aşkından vazgeçmeyen bir adamın kendisini eleştiren kardeşine verdiği cevap bütün filmi özetliyordu. Kardeşi yaşadığının gerçek olmadığını söylediğinde ona şöyle diyor Alex: “ O bildiğim her şeyden daha gerçekti...Onu seviyorum ve şimdi o gitti. O gitti...”
Aşkın akıl dışılığına ya da imkansızlığına inat söylenmiş bir söz: O BİLDİĞİM HER ŞEYDEN DAHA GERÇEKTİ... Bir aşkı öldüren zamandır. Bu fikir tartışılabilir. Bu filmin konusu da zamanın içinde aşkın bitmesine izin vermek yerine, zamanı kendi lehine çeviren iki insanın mücadele ederek aşkın nasıl gerçek bir realiteye dönüştüğünü anlatıyor... Ama bir şey hatırlatayım. Kadın bir ara umudunu kesiyor. Ama Alex aşkından vaz geçmiyor. Ee ne demişler, “Erkekler sevdi mi ölünceye kadar, kadınlar sevdi mi evleninceye kadar ! Filmde bir şey daha dikkatinizi çekecek, mektuplar. Doktor ile Alex sürekli birbirlerine mektup yazıyorlar. Bu da yine Batılıların sıkıldıkları teknolojik hayatları arasında kaybettikleri değerleri hatırlatmak adına yaptıkları bir irdeleme... Bir de benim filmde en çok beğendiğim Göl Evi’nin içindeki büyüyen kocaman bir ağaç... Ağacın da bir anlamı var...Evin de ayrı bir hikayesi var. Tabi filmdeki bu sembolleri kendimce yorumlamayım. Artık susayım. Yoksa seyretmekten vaz geçeceksiniz. Kendimi sinema konusunda bir uzman gibi gösterme ukalalığı göstermeyeyim... Güya kendime söz vermiştim, aşk üzerine ne felsefe yapmayacağım ne de herhangi bir kitap okuyacağım diye... Neyse toparlayım... Bu film bana şu mesajı verdi. Onu söylemeden gitmeyeceğim.Amiyane söyleyeceğim bu sonucu... :) “Sizin de bir aşkınız varsa ona sahip çıkın kardeşim ! diyor Tabi filmdeki aşk olgusunu bütün kavramlara isterseniz iliştirebilirsiniz... O da sizin fantastik duygunuza kalmış... Felsefe sagolsun. Biraz "hayatımı karmaşıklaştırdığını" söyleseler de :) ben zevk alıyorum :) Film hakkında kendi sitesinden bilgi almak isterseniz adresi: http://thelakehousemovie.warnerbros.com/ Bir de bu kadar çok konusunca şunu söyleyebilirsiniz: Bu filmi seyrettikten sonra ne yapalım Serap?, diye :) Akşam üstü eşinizle ya da sevdiğinizle elele yürüyüşe çıkın... Arada bir de gözlerine bakmayı unutmayın :)
Size fantastik ama sonu realite olan güzel bir gün diliyorum... |
|
|