| Serap's profilefiruze'nin space'i...BlogListsGuestbook | Help |
|
2/18/2007 ÇOCUK SEVGİYLE BESLENİRBizi hayata bağlayan en sağlam bağ hiç şüphesiz ki çocuklarımızdır. Bazen yaşama ümidimizi kaybeder gibi olduğumuz anlarda onların varlığına tutunarak düzlüğe çıkarız. Hayata bağlanmamızı sağlarlar. Onlar meyvelerin en tatlısı, gönüllerimizin ışıltısı, ruhlarımızın ilâcıdırlar. Çocuklar gözümüzün nuru, kalbimizin sürurudurlar. Çocuklar bu dünyanın en masum varlıklarıdır; saflığın sembolüdürler. Allah'ın kullarına lütfu ve en kıymetli hediyesidirler. Aynı zamanda yaratandan bize bir emanettirler. Yürekleri süt gibi beyazdır. Hiç kimse için kötülük düşünmezler. Onlar Allah'ın bizlere bahşettiği, değeri ölçülemeyecek kadar büyük nimetlerdir. Bu nimetin kadrini ancak çocuğu olmayanlar bilir. Çocuk sahibi olmak çok büyük bir sorumluluğu üstlenmeyi de beraberinde getirir. Çünkü ailenin temeli olan çocuk, gelecekte toplumun bir ferdi olacaktır. Nasıl yetişmişse toplumda öyle hareket edecektir. Onun hâl ve hareketlerinden cemiyette yaşayan herkes olumlu veya olumsuz olarak etkilenecektir. Demek ki sağlıklı toplumların temeli ailede, anne-babanın dizinin dibinde atılmaktadır. Çocuklar yaşlarının gerektirdiği gibi yaşamalıdırlar. Onların hâl ve hareketlerini değerlendirirken yaşlarını göz önünde bulundurmalıyız. Onları kendimizle kıyaslamamalıyız. Gönüllerince oyun oynamalarına müsaade etmeliyiz. Oyun çocuk için ilâç gibidir. Oyunu basite almayın, oyun deyip geçmeyin. Çocuk oyun yoluyla düşünmeyi ve kendi başına karar vermeyi, sorumluluk almayı, işbirliği yapmayı ve paylaşmayı öğrenir. Hayal gücünü, becerilerini ve yaratıcılığını geliştirir. Dikkatini bir noktaya toplamayı, becerilerini organize etmeyi, kendini tanımayı öğrenir. En güçlü ve doğal dürtülerinden biri olan, saldırganlık dürtüsünü boşaltma imkânı bulur. Değişik sosyal rolleri deneme, duygularını dışa vurma fırsatını elde eder. Başka nesneler ya da insanlarla ilişkilerini inceler. Kas gelişimini hızlandırır ve güçlendirir. Çevresini araştırma, objeleri tanıma ve problem çözme imkânı sağlar. Kendisini ifade etmeyi, sözlü olarak ifade edilenleri anlamayı öğrenir; yeni sözcükler kazanır. Çocuk toplu yaşam için gerekli olan kuralları idrak eder. Sağlıklı düşünen, soran, sorgulayan, araştıran, sorumluluk sahibi fertlerden müteşekkil bir toplum istiyorsak geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz çocuklarımızı o ölçülere uygun olarak yetiştirmeliyiz. Çocuk bir hamura benzer. O hamuru anne-baba şekillendirir. Hammadde aynı olduğu hâlde farklı karakterde fertler çıkar ortaya. Bu biraz da hamuru yoğuran hamurkârın meziyetiyle alâkalıdır. Nasıl bir modelde insan istiyorsak hamuru ona göre şekillendirmeliyiz. Hamuru sevgi katılmış gülsuyuyla yoğurmalıyız. Çocuklar bugünün küçüğü, yarının büyüğüdürler. Onları basite almayalım. Eğitimini dozunda ve zamanında verelim. Aile, çocuğa ilk terbiyenin verildiği yerdir. Bu yönüyle ilk mekteptir. Anne-baba da ilk öğretmendir. Çocuklar örgün eğitimle yüz yüze kaldıklarında pek çok davranışları şekillenmiştir zaten. İlk verilen terbiyenin izleri kolay kolay silinmez. Çocukları her şeyden evvel bir fert olarak görüp onların düşüncelerine de saygı göstermeliyiz. Bildiğimiz şeylerde bile, onlara bir kişilik ve sorumluluk kazandırmak için, görüşlerine başvurmalıyız. Ben bilirim havasına girmemeliyiz. Siz yine doğru bildiğinizi yapın ama çocuğunuzun fikrini de alın. Bu onun sosyal yönünü geliştirecektir. Kendisine değer verildiğini, fikrinin dikkate alındığını düşünüp mutlu olacaktır. Çocuk küçüğünü, büyüğünü tanıyıp ona göre hareket etmelidir. Onları ne çok sıkmalı ne de tamamen başıboş bırakmalıyız. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da ölçülü olmalıyız. Peygamber Efendimiz çocuğun terbiyesine çok önem vermiş ve anne babalara şunu tembihlemiştir: "Çocuğunuza bırakacağınız en güzel miras onu, hem dünya ve hem de ahiret mutluluğuna eriştirecek bir terbiyedir."(Tirmizi) Çocuklar ebeveynin ve toplumun aynasıdır. Onlar belli bir yaşa gelinceye kadar taklit ederek öğrenirler. Siz ne yaparsanız onlar da aynısını yaparlar. Nasıl bir çocuk görmek istiyorsanız hâl ve hareketlerinizle öncelikle siz ona model olun. Bununla ilgili olarak söylenen şu ifadeleri sizlerle paylaşarak sözlerimi tamamlıyorum: "Eğer bir çocuk kınanarak yaşarsa suçlamayı öğrenir. Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar içinde yaşarsa kavga etmeyi öğrenir. Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa sıkılganlığı öğrenir Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa suçluluk duymayı öğrenir. Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa sabırlı olmayı öğrenir. Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa güvenmeyi öğrenir. Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa saygı duymayı öğrenir. Eğer bir çocuk eşitlik ortamında yaşarsa adaleti öğrenir. Eğer bir çocuk güven duygusu içinde yaşarsa inanmayı öğrenir. Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa kendisinden hoşlanmasını öğrenir. Eğer bir çocuk kabul ve dostluk yaşarsa dünyada sevgi aramayı öğrenir." SEVGİ ÜZERİNE MASUM DÜŞÜNCELERNefes, hayatta kalmamız için nasıl gerekliyse, sevgi de saadetimiz için öyle gereklidir. Vücudumuzun gıdası besinlerse ruhumuzun ve kalbimizin gıdası da aşk ve sevgidir. Çölleri vahaya, uçurumları düzlüğe çeviren aşk, umudunu kaybeden, geleceğinden beklentisi kalmayan insanlara yaşama sevinci kazandırır. Bedeni diri tutar sevgi iksiri… Sevgiye geniş açıdan bakmak lazım. Sevgi manevi hazların, yeri kolay kolay doldurulamayanıdır. Fakat her nedense bizde sevgi ve aşk deyince ekseriyetle karşı cinslerin birbirine duyduğu cinsellik merkezli sevda duyguları anlaşılır. Hatta bazıları bir elde birkaç karpuz tutanlar gibi aşklarını yedeklerle takviye ederler. Birini kaybedince yedekteki sahneye çıkar. Buna da hiç sıkılmadan 'aşk' derler. Sonra da her türlü haltı yerler. Sevgiye sınır çizmek müşküldür. Onu bir şekilde sınırlamak kalbe ambargo koymaktan farksızdır. Sevgi bir ummandır. Yürek kaşığınız ne kadar büyükse o kadar nasiplenirsiniz. Bizce gerçek sevgi karşılıksız olandır. Fakat günümüzde karşılıksız sevgiler yok denecek kadar azdır. Çıkar ilişkileri sevdalara da bulaşmıştır. Günümüzde arı duru aşklar bulunmaz Hint kumaşı kadar kıymetlidir. Aşkları da en can alıcı yerinden vurdu kapitalizmin gözü para hırsı bürümüş uşakları… Sevgiyi ve aşkı ayağa düşürenler onun yerde sürünmesinden ve incinmesinden rahatsız olmayanlardır. Çünkü onlar için mühim olan kazançtır. Her sevdanın maddi bir bedeli vardır onların gözünde. Aşk mana denizine dalmaktır. Yüce dinimiz İslamiyet aşkın mahremiyetine önem vermiştir. Bunun yanında manevi kavramlar da aşka dâhildir. Bu bağlamda Yunus Emre ve Mevlana gibi erenler aşkın sembolleşmiş kahramanlarıdır. Onlar Allah ve Peygamber aşkını manevi dünyalarında büyütmüş yüce şahsiyetlerdir. Onlarınki de aşktır ama gönlü şımartmayan, aksine yüreği sığaya çeken aşklardır. Aşk insanı olgunlaştırır derler. Fakat bu aşk bildiğimiz insani aşkla sınırlı değildir. Allah, peygamber ve bunun gibi manevi değerlere duyulan aşkları da aşkın muhtevasına katmak lazımdır. Hatta bunlar beşeri aşkın bir adım önünde durmaya layıktır. İşte bu anlamda Divan şiirinin büyük şairi Fuzuli, aşktan neşet eden derdin çaresini şu beytinde reddediyor: "Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabîb Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır" Bu beyit üzerinde uzun uzun düşünmek gerekir. Zira düşündükçe apayrı bir anlam derinliği yakalayacağınızdan şüphem yoktur. Beyti günümüz Türkçesine çevirirsek şunları söyleyebiliriz: "Ey tabip! Aşk derdiyle başım hoş benim; yaramdan el çek sen. Bana derman hazırlama ki senin merhemlerin benim ölümüm sayılır." Demek oluyor ki aşksızlık felsefi manada hayata indirilen bir darbedir. Kişi sevdikçe yaşar. Lakin bu sevgi iki insanın aşkıyla sınırlı olmamalıdır. Sevgiler durulaştıkça ve çıkarlardan arındıkça anlam kazanırlar. Maneviyatsız bir aşk; kördür, sağırdır, ruhsuzdur. Aşk acılardan da lezzet alınabileceğini öğreten bir mana yoğunlaşmasıdır. Aşıkın tabibi maşuktur. Vuslata giden yolda çekilen çileler acı ve keder verse de insanları olgunlaştıran ve derinleştiren vesilelerdir. Bunlar kulun dirençli olmasını sağlar. Büyük mutasavvıf Mevlâna der ki, "Aşk geldi. Damarımda, derimde kan kesildi; beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o…" Mevlana'nın bahsettiği bu aşk, şehvete batmış beşeri aşk değil muhakkak… Allah'la ve onun yarattıklarıyla güzelleşen ve ulvileşen manevi sevdadır. Aşkın sınırlarını imanla ve irfanla çizenlerin vuslatı hayırlı olur şüphesiz… Nerde o eski aşklar? Leylalar, Mecnunlar, Keremler, Aslılar, Yusuflar, Züleyhalar, Ferhatlar, Şirinler nerde?... Aşkın mahremiyetini darağacına kaldıranlar tüketim toplumu olmanın getirdiği samimiyetsizlikleri ne zaman itiraf edecekler? Bu ikiyüzlülük hastalığını tedavi edecek yine aşktır. Zira aşkın yarası ancak aşkla iyileştirilebilir. Günümüzün kapitalist zihniyeti sevdalar üzerinden bile çıkar sağlamanın ve aşkları sıcak paraya çevirmenin peşindedir. 14 Şubat Sevgililer Günü bunun somutlaşmış şeklinden başka bir şey değildir. Şubat ayının başından beri mağaza vitrinlerinde sözüm ona dillere pelesenk edilen Sevgililer Günü bahane edilerek reklâm yapılıyor. Televizyonlar ve gazeteler sürekli bu konuyu işliyor. İnternet üzerinden alışveriş yapma amacıyla kurulan yüzlerce site sevgililer günü üzerinden getirim sağlamanın peşine düşmüş… Hemen her şeyin sahte ve yalan olduğu günümüzde o eski içtenlikleri nasıl geri getireceğiz? Günübirlik ilişkileri 'aşk' diye nitelendirenler ve aşkla cinselliği aynı kefeye koyanlar çamur içinde yüzdüklerinin farkına varabilecekler mi acaba? Ne zaman aşkı kumar olarak görmekten ve aşk üzerine kumar oynamaktan vazgeçeceğiz? Olmayan aşkların günü kutlu(!) olsun. Bu arada aşk ve sevda üzerinden köşeyi dönenlerin cebe indirdikleri bereketli olsun. Kim bilir onlar gelecek sene de aşkı paraya çevirmenin planlarını şimdiden yapmaya başlamışlardır. Zira kapitalistlerin aşk anlayışı daha çok kazanmaktan ibarettir. |
|
|