Serap's profilefiruze'nin space'i...BlogListsGuestbook Tools Help

Blog


    1/27/2007

    Ayn Rand Kitaplari

    HAYATI

    2 Şubat 1905'te Rusya'da, St. Petersburg'da, doğdu. Altı yaşında kendi kendine okumayı öğrendi ve iki yıl sonra bir Fransız çocuk dergisinde ilk hayâlî kahramanını keşfetti. Bu ona hayatı boyunca örnek olacak başlıca kişiydi. Dokuz yaşında roman yazarı olmaya karar verdi. Mistisizme ve kollektivist Rus kültürüne karşı çıktı ve Walter Scott ve özellikle beğendiği yazar olan Victor Hugo ile tanıştıktan sonra kendisini Avrupalı bir yazar olarak görmeye başladı.
    Yüksek öğrenim yıllarında desteklediği Kerensky'nin iktidara gelişine ve başından beri yanlış ve tehlikeli gördüğü Bolşevik Devrimi'ne tanık oldu. Savaştan kaçarak ailesiyle birlikte Kırım'a yerleşti ve orada yüksek öğrenimini tamamladı. Son komünist zaferi babasının eczanesine haciz getirdi ve yoksulluk dönemi başladı.Ailesi Kırım'dan döndüğünde, o felsefe ve tarih üzerinde araştırma yapmak üzere Petrograd Üniversitesi'ne girdi. 1924'te mezun olurken, hakkında soruşturma başlatıldı, üniversite dağıldı ve komünistler üniversite yönetimini devraldı. Hayatının giderek kötüleşmesine rağmen onun en çok hoşlandığı şey Batı film ve oyunlarıydı. Filmlere olan hayranlığı sebebiyle, 1924'te oyun yazarı olarak Sinema Sanatları Enstitüsü'ne girdi.
    1925'lerin sonuna doğru Birleşik Devletleri ziyaret etmek için Sovyet Rusya'dan ayrılmaya karar verdi. Sovyet makamlarına ziyaretinin kısa olacağını söylemesine rağmen Rusya'ya bir daha asla dönmemeye kararlıydı. 1926'nın Şubat ayında New York'a vardı. Şikago'da altı hafta geçirdi, vizesini uzattırıp oyun yazarı olarak kariyerine devam etmek üzere Hollywood'a gitti. Hollywood'daki ikinci gününde DeMill onu stüdyosunun kapısında beklerken gördü ve Kralların Kralı film setindeki işleri yürütmeyi teklif ederek, iş ve avans verdi. Böylece Ayn Rand metin okuyucusu oldu. Bir sonraki hafta stüdyoda 1929 yılında evlendiği aktör Frank O'Connor'la tanıştı. Frank'ın ölümü ile sona eren evlilikleri 50 yıl sürdü.

    Oyun yazarlığı dışında çeşitli işlerde birkaç yıl çalıştıktan sonra bir film stüdyosunda vestiyer olarak çalıştı ve Kırmızı Piyon adlı oyun metnini 1932 yılında Universal Stüdyolarına sattı.
    İlk romanı olan "We The Living" (Yaşamak İstiyorum) 1933'te tamamladı1. Roman, Sovyet Rusya'da komünist rejimin baskılarını ve insanların sıkıntılı yıllarını anlatmaktadır. Otobiyografik yönü ağır basan romanda baskıcı komünist rejimin bireylerin hak ve hürriyetlerine müdahalesi anlatılır. Romanda yoğun bir sosyal hayat görüntüsü altında bireyin özel hayatının yok oluşu göz önüne serilmektedir. Rand'ın bu romanı yayınevleri tarafından reddedildi. Yıllar sonra Amerika'da Macmillian ve İngiltere'de Cassell adlı yayımcılar tarafından (1936) yayınlandı.
    1935 yılında "The Fountainhead" (Pınar)2 adlı romanını yazmaya başladı. Hikaye geleneksel standartlara karşı olan, savaşta doğruluktan taviz vermeyen ve aynı zamanda kendisini de hezimete uğratmaya çalışan güzel bir kadına aşık olan zeki, genç bir mimarı anlatmaktadır. Şu ana kadar 6 milyondan fazla satılan bu roman her yıl 100 binden fazla genç okuyucuya ulaşıyor. Ayn Rand Pınar'ı şöyle tasvir ediyor: Sonu ne olursa olsun insanoğlu yaşamının şafağında doğası ve hayat potansiyeliyle ilgili mükemmel vizyonunun peşine düşer. Bu vizyonu bulmak için bir kaç ipucu vardır. Pınar bunlardan biridir. Pınar son kısmında gençlik ruhunun önemini vurgulamakta, insanın şerefinin önemine işaret etmekte ve bunların hangi ortamda yaşayacağını göstermektedir. Pınar da 12 yayıncı tarafından reddedildi fakat sonunda Bobbs-Merrill tarafından yayına kabul edildi. Roman 1943'te yayınlandı, hemen klasik haline geldi ve Ayn Rand da romanla birlikte bireyci felsefenin şampiyonu olarak tanındı. Ayn Rand 1943'ün sonlarına doğru Pınar'ın senaryosunu yazmak üzere Hollywood'a geri döndü, ancak savaş zamanının kısıtlamaları bu projeyi 1948 yılına kadar erteledi. Bu arada "Anthem"3 (Ben) hikâyesini yazdı. Ancak hikâyedeki fikir ve olaylarda hiçbir değişiklik yapmadan, sadece içindeki birtakım aşırı kelimeleri çıkarttı. "Ben"; bir nükleer savaştan sonra ortaya çıkan totaliter sistemde yaşayan bir kimsenin, sözlüklerden ve toplumsal hayattan silinen, yeri "biz" kelimesi tarafından doldurulan "ben" kelimesini ve kendini keşfedişinin hikayesidir. Rand bu hikayede "gerçek özgürlük"ün ne olduğunu en kısa ve en veciz bir şekilde dile getirmiştir.Prodüktör Hal Wallis için oyun yazarı olarak çalışan Rand, 1943'te, en büyük romanı olan Atlas Shrugged'ı yazmaya başladı. New york'a geri döndü ve zamanının tamamını Atlas Shruged'ı tamamlamaya adadı.

    1957 yılında yayımlanan Atlas Shrugged onun en büyük başarısıydı ve son roman çalışması oldu. Bu roman ABD'de entellektüel açıdan bir dönüm noktası olmuştur ve 40 yılı aşkın bir süredir best-sellerdir. Dünyanın motorunu durduracağını söyleyen ve gerçekten durduran bir adamın hikayesidir. Dünyanın motoru nedir? Her insanın motive edici gücü nedir? Günümüzün uzmanları bu kitabın bir felsefî devrim olduğunu söylemektedir.
    Rand kendisini aslında roman yazarı olarak görmesine rağmen, hayâlî roman kahramanları yaratarak, bireyci felsefesinin ilkelerini tanıtırken insanlara veya en azından düşünme zahmetine katlananlara kendi içinde tutarlı, dürüst ve rasyonel bir yaşama tarzı sunmayı amaçlıyordu. Bundan dolayı Rand, Objektivizm felsefesi hakkında yazmaya ve dersvermeye başladı. Bir röportajda Ayn Rand'a objektivizmin önkabulleri nelerdir ve nereden başlar diye sorulduğunda şöyle demiştir: Objektivizm mevcudiyetin varolduğu aksiyomuyla başlar. Bu aksiyom objektif bir gerçekliğin duygularımızdan, hislerimizden, dileklerimizden, umutlarımızdan veya korkularımızdan bağımsız olarak varolduğunu belirtir. Objektivizm insanın gerçekliği algılamak ve eylemlerine yol göstermek için tek aracının mantık olduğunu savunur. Mantık derken insanın duyularıyla elde ettiği bilgileri tanımlayan ve düzene sokan işlem kastediliyor. Objektivist etiğin değer standardı, insanın insanca vasıflarını muhafaza ederek yaşaması, yani insan hayatı için, ya da diğer bir deyişle rasyonel bir varlığın kendine yakışır şekilde hayatta kalması için gerekli olan neyse odur. Objektivist etik özünde insanın kendi iyiliği için yaşadığını, kişisel mutluluğunun en yüksek ahlâkî amacı olduğunu ve ne kendini başkaları için ne de başkalarını kendisi için feda etmesi gerektiğini savunur.


    Ayn Rand 1962'den 1976'ya kadar felsefî denemeler yazmaya devam etti. Makaleleri 9 kitapta toplandı ve objektivizme ilgi duyanların felsefî çalışmalarda ilk başvuru kaynağı oldu. Ayn Rand 6 Mart 1982'de New York'daki apartman dairesinde öldü.

    Ayn Rand'ın hayattayken yayımlanan her kitabı hâlâ basılmaktadır. Kitapları her yıl 500.000 adet satılmaktadır. Şimdiye kadar satılan Rand kitaplarının sayısı toplam 20 milyondan fazladır. Ölümünden sonra da bazı çalışmaları izleyicileri-hayranları tarafından yayınlandı. Onun insana bakış açısı ve felsefesi binlerce okuyucunun yaşamını değiştirdi Rand'ın Amerikan kültürüne olan etkisinin büyümesiyle birlikte ülkedeki felsefî hareketlilik arttı.

    Filozofun diğer eserleri objektivizmi anlatan makalelerinden oluşturulan kitaplardır: For The New Intellectual, Capitalism:The Unknown Ideal, The Romantic Manifesto, The New Left, Objectivist Epistemology, Basic Principles of the Objectivism, Objectivist Newsletters, The Virtue of Selfish Philosophy: Who Needs It?
    Hayatın Kaynağı (The Fountainhead)

     
    Kolektif beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. Bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan bir şeydir. Birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler." 
     
     
    Yaşamak İstiyorum (We The Living)
     
    "Devlet dediğin şey nedir? Büyük bir kitlenin hesabına çalışan bir hizmetçi... Kitleyi rahat ettirmek için düşünülmüş bir kolaylık. Bu elektrik ya da su tesisatından farklı bir şey değil. İnsanlara musluk suyu için yaşamalarını söylemek komik olmaz mı?
    Rusya'da İhtilal olduğu zaman ben on iki yaşındaydım. Bireyin, Devlet için yaşaması gerektiği prensibini ilk defa o zaman duymuştum. Bu düşünce tarzının kötü olduğunu ve yalnız kötülüklere yol açacağını anlamıştım. Komünizme karşı olmamın sebebi buydu ve hala da budur. Benim on iki yaşımdayken anladığım gerçeği, aydınların önemli bir kısmının hala anlamaması çok şaşırtıcı. Bu aydınlar komünist yöntemlerin kötü, farak ideallerinin soylu olduğunu savunuyorlar. Komünizmin bütün zaferi de hala hür olan bir çok insanın bu inançlarında inat etmesi yüzündedir.
     
     
    Kapitalizm Bilinmeyen İdeal (Capitalism: The Unknown Ideal)
     
    Sosyalizmin teorisini kuranlarla ilgili en gereksiz ayrıntılar bile bilinirken, kapitalizm hakkında nerdeyse hiçbir şey bilinmez. Totaliter rejimler bir bir çöktüğü halde totaliter teoriler hala yüceltilirken, insan hayatını ve insanın yaratma gücünü merkeze alan kapitalizmin, fikirden, felsefeden yoksun olduğu zannedilir. Oysa kapitalizm, özgürlük fikri üzerine kuruludur. Yirminci yüzyılın büyük özgürlükçü filozofu Ayn Rand, kapitalizmin dayandığı felsefeyi derin ve etkileyici biçimde açıklayanların başında gelmektedir. Ülkemizde ne yazık ki Marx ve Engels kadar tanınmasa da, Ayn Rand, ABD'de İncil'den sonra en çok okunan kitapların -romanların ve felsefi eserlerin- yazarı olarak, hem güçlü fikirlerin hem de çarpıcı üslubuyla milyonlarca insanı etkilemiştir.

     

    İhtiyacımız Olan Felsefe (Philosophy: Who Needs It)

    Neden gurursuz yaşadığınızı, ateşsiz sevdiğinizi, direnmeden öldüğünüzü merak mı ediyorsunuz? Neden her baktığınızı yerde cevapsız kalmaya mahkum sorularla karşılaştığınızı, hayatınızın neden imkansız çelişkilerle dolduğunu, neden 'ya beden ya ruh' gibi, 'ya kar ya kamu yararı' gibi yapay seçimlerden kaçınmak için tüm ömrünüzü mantıksız kararsızlıklarla geçirdiğinizi bilmek mi istiyorsunuz?
    Cevap yok diye çığlıklar mı atıyorsunuz? Algılama aletinizi, aklınızı reddetmişsiniz, ondan sonra da evrenin bir esrarengizlik yumağı olduğundan yakınıyorsunuz. Elinizdeki anahtarı fırlatıp atıyor, sonra tüm kapılar yüzüme kilitlendi diye ağlıyorsunuz. Mantıksızı izleyerek yola koyuluyor, sonra varoluş anlamlı değil diyorsunuz.
    Aklınızı takip etmedikçe hayatınızı bu sorulardan kaçarak geçirmeye mahkumsunuz. Tercih yapmaktan kaçındıkça başkalarının tercih ettiği bir hayata mahkum olacaksınız. Bu yüzden felsefe bir ihtiyaçtır. Felsefe; hayatı analiz etme, aklı ve mantığı kendi mutluluğunuz için kullanma aracıdır. Entellerin kafanızı karıştırmak için bir araya geldiklerinde yaptığı laf kalabalığı değildir.

     

    Ego (Anthem)

    Potansiyel olarak bir siyasi yönetim insan haklarına yönelik en tehlikeli tehdittir; siyasi yönetim yasal olarak silahsızlandırılmış kurbanlara karşı fiziki zor kullanma konusunda hukuki bir tekeli elinde tutar. Birey haklarıyla sınırlandırılmadığı ve kısıtlanmadığı zaman bir siyasi yönetim insanın en ölümcül düşmanıdır. Siyasi yönetimlerin en sevmediği şeylerin başında bireyin bağımsızlığı ve egonun vizyonu gelir. Egonuzu ve kimliğinizi siyasi yönetimlere karşı koruyun.

     
    Bencilliğin Erdemi (The Virtue of Selfishness

    Günümüzün pek çok otoritesi tarafından yirminci yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri sayılan Ayn Rand, eserlerinin tekrar basılmasıyla ve savunduğu düşüncelerin büyük bir bölümünün doğruluğunun zaman içerisinde kanıtlanmış olması nedeniyle etkinliğini ve önemini bugün de korumakta.
    Postmodernizmin yol açtığı türlü ve bireysel yaratıcılığa indirdiği darbelerin ardından, bireyin kendini doğru bir ahlakla yapılandırılıp toplum içinde konumlandırması düşüncesi yeniden gündeme geldi. Bu yüzden tüm yaşamı boyunca geliştirdiği "objektivizm" felsefesi doğrultusunda, bireysel yaratıcılığı hep birincil değer saymış olan Ayn Rand'ın düşünsel gündemdeki yerini yitirmemesinin şaşılacak bir yanı bulunmasa gerektir.

     

    Atlas Vazgeçti / 1 İtirazsız (Atlas Shrugged)

    Atlas Vazgeçti / 2 Ya Öyle Ya Böyle (Atlas Shrugged)

    Atlas Vazgeçti / 3 Gerçek Gerçektir (Atlas Shrugged)

    Ayn Rand, bütün zamanlamaların en çok okunan felsefi romanı "Atlas Vazgeçti"yi (Atlas Shrugged) 1957'de çıkardı. Roman o günden beri her yıl ortalama 200.000 sattı. Amerika'yı İncil'den sonra en çok etkileyen kitap oldu. Ayn Rand -asıl adıyla Alişya Rosenbaum- 1500 sayfalık bu dev romanı için "Bu bir felsefe tarihi kitabıdır. Düşüncemin vardığı son nokta da şudur: İnsanın kendi yaratıcılığını ortaya koyma hakkı hiçbir zaman engellenemeyecek". Ayn Rand'ın eserlerini Türkçeye kazandıran Sinan Çetin bu kitap için şöyle diyor: "Bu kitap iş yapan, yaratan, yapan eden insanın toplum tarafından nasıl sömürüldüğünü, üstelik zalimce suçlandığını açıkça gözler önüne seriyor... eğer aklınıza, yeteneğinize, kendinize inanıyorsanız bu kitabı çok büyük bir aşkla okuyacaksınız."

     

    Atlas Silkindi

    Karşımda iki arkadaş grubu var. Bir derenin kıyısında oturuyorlar. Şimdi birbirlerine düşmanlar Ellerindeki taşları öfke ve nefretle sıkarak birbirleriyle konuşuyorlar. Ben iki grubun tam ortasında oturuyorum. Havadaki gerilimin fotoğrafını çekiyorum. Derenin sesine biraz uzakta. Fabrikanın grev davulu karışıyor. İki grup da sendikanın yönetimini ele geçirmek istiyorum Konuşmalardaki sessiz gerilim solcu bir sokak tiyatrosundan gelen tiradla kesiliyor. Tiyatrocun sözlerine iki grup da hak verip, kaldıkları yerden düşmanlığa devam ediyorlar. Bir polis helikopteri fabrikanın üstünden dereye doğru daireler çizerek üzerimizde dolanıyor. B sendikanın gazetesini çıkarıyorum, grevin fotoğraflarını çekiyorum.
    Eski arkadaşlar şimdi birbirlerine nefretle bakıyor. 5-6 kişilik gruplarıyla ellerinin içine aldık' taşları birazdan çıkacak kavga için hazırlıyorlar. Ceketlerini açıp silahlarını gösteriyor Konuşma devam ediyor ve birbirlerine aynı şeyi söylüyorlar: "BURDAN GİDİN, BU FABR BİZİM." Bir halk ozanı lafı alıp "bu fabrika bizim" diye kötü bir mikrofona bağırıyor. İşçiler türküye katılıyorlar. Bir jandarma aracı gelip duruyor. Komutan etrafa bakıp, "BU FABR ESAS BİZİM" diyor. Bir emekçi ressam "Benim İşçilerim" adlı sergisini açıyor. Sokak tiyatrosunun oyuncuları resimleri çok beğeniyor. Havadaki gerilim devam ediyor. Maliye Bakanlığı'ndan grup bu fabrikadan daha fazla vergi almak için minibüsten iniyor. Onlar da bu fabrika kendilerine ait olduğunu düşünüyor. Aynı anda derenin kenarında kavga çıkıyor. Eski arkadaşlar FABRİKA BİZİM diye kavga ediyor, birbirlerini dövüyor. Kanları derenin suyuna karışıyor…
    4 gün sonra fotoğraf makinemin kapağını grev çadırında bulma umuduyla fabrikaya gidiyor Fabrikanın sahibi olduğunu iddia eden grevciler, sendikacılar, maliyeciler, jandarma tiyatrocular, ressamlar, türkücüler, polisler, solcu üniversiteliler, gazeteciler... Hiçbiri ortada yoktu. Derenin sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Rüzgarın sesi yerdeki gazete parçalarının üzerinden geçip derenin sesine karışıyordu. Dört gün önceki grevin di zurnasından, polisin helikopterinden, maliyenin minibüsünden, sokak tiyatrocular haykırışlarından, işçilerin heyecanlı sloganlarından, sendika için kavga eden arkadaşlar çığlıklarından geriye kocaman, ağır ve derin bir sessizlik kalmıştı. Kafamı kaldırıp sessiz nedenini anlamaya çalışıyorum. Bana herkesin nereye gittiğini, bütün bu insanların nasıl olduğunu, bu ölüm sessizliğinin nedenini söyleyecek birini arıyorum, kimseyi göremiyor Fabrikanın kapısında asılı duran bir küçük levhadan başka. Yorgun, sessiz bir küçük levha küçük yazı, bir küçük kelime. Hayatımın bütün sorularının cevabı. FABRİKANIN ESAS S/* GİRİŞTEKİ BÜYÜK KAPIYA BİR TEK SÖZ YAZIP ÇEKİP GİTMİŞTİ... KAPALI
    Atlas Silkindi bütün yaratıcıların KAPALI levhasını asıp gittikleri günü anlatıyor. Bütün yapan edenlerin, kendisi için çalışıp farkında olmadan bizlere hizmet eden bütün benlerin ç gittikleri gün bizlerin, yani şikayet edenlerin şikayet edecek kimseyi bulamadığı o kor günü gösteriyor. Bizlerin beni nasıl sömürdüğünü resmediyor. Kitabı okurken karar verecek Yapan edenlerden misiniz, yoksa şikayet edenlerden mi? Eğer şikayet edenlerdensen kitabı okumayın, utanırsınız!

     


     

     


    1/21/2007

    HAKİKAT-I SEVDÂ

    HAKİKAT-I SEVDÂ

    Bir şüphe-i hissiyye ile dalgalanır dil;
    Bir heykel-i gül-rû dikilir kalb üzerinde;
    İnsan bütün ahzân ü meserrâta muâdil
    Bir tatlı dönüş hisseder âvâre serinde

    Her cevf-i hayâtî, sevilen şeyden ibaret
    Bir lem´a-i nev, şa´şaasıyla eder ihfâ;
    Bir berk arkasından ederek ömrü temâşâ
    Bin müddet için göz kamaşır... İşte muhabbet!

    Pek boştur o his, lakin o boşlukla dolar dil;
    Âfâk-ı hayatiyyedeki cevfi o örter;
    Herkes hep o boşlukta arar bir tutacak yer
    Pîrâmen-i ömründeki girdâbâ mukâbil

    Sevdâya mukabil duyulur rûhta her gâh
    Bir def-i pey-â-pey ile bir cezb-i pey-â-pey;
    Bir istiyor insan onu, bir istemiyor, âh
    Sevmek bile doğmak gibi, ölmek gibi bir şey!

    Cenap Şahabettin

    1/3/2007

    ...